August 10, 2004

şu sıralar “kamusal alan” terimi etrafında epeyi bir curcuna koparıldı; bu alan tam olarak nereleri kapsar, eğer böyle bir alandan söz edilecek ise buraya kimler dahil olabilir, olamaz vs… hatta yök başkanı teziç, polisin kimlik kontrölü yapabileceği her yerin “kamusal alan” olacağı şeklinde beyanat bile vermiş.

hafiften dozajı kaçırmış sanki; çoğu polisin davranış kalıplarını göz önüne getirince bu tanım çerçevesinde kendi evim bile kamusal alan olabilir pekala.

“kamusal alan” tanımı bu şekilde sündürülmeye devam ederse yakın zamanda resmi plakalı arabalara binerken bile belli şekil şartlarına uymak gerekecek. haliyle biraz abartı oldu ama insan bu memlekette yaşadığı sürece abes pek çok şeyin gerçekleştiğini görebilir.

February 12, 2004

geçenlerde karfur’a alisverise gittigimde aklima geldi; kasalarin yaninda lüzumsuz seyler satacaklarina mesela her çesit çikolata, bisküvi gibi abur cuburlar satsalar daha mantikli olurdu onlar adina. kasa önü satislarinda bir miktar artis olacagi kesin bence. insan tam ödeme yapacakken “ya bi kaç tane de gofret alayim, yolda atistiririz” diyebilir pekala. bi dahaki sefer müsteri formlarina yazip öneride bulunayim en iyisi.
böyle gereksiz fikirler de gelebiliyor iste insani aklina…

December 9, 2003

memlekette tabelasinda “aile salonumuz vardir” ibaresi bulunmayan kebapçi, dönerci, lahmacuncu ya da çay bahçesi var midir? ya da yazanlarin ne kadari götünden sallamamaktadir? sanmiyorum ki olsun…

March 31, 2003

az evvel tv izlerken denk geldim, kanal ortadogununun hava durumunu veriyordu. tahmini sicakliklar, onumuzdeki gunlerde hava nasil olacak falan… enteresan geldi, hani bize ne demeyecegim ama kime yonelik bu bilgiler? gundemde olan mekanlarin hava sicakliklarini vermek adetten mi oldu? çöl sicaklarina karsi simdiden tedbir mi alalim?

March 3, 2003

reklamlara giydirivermisken devam edeyim. geçen aklima fanta reklami takildi… 2-3 kisi bi binanin tepesine çikip kar püskürtme araciyla fantayla doygunlastirdiklari karlari sokaktaki ahalinin üzerine serpistiriveriyorlar, o halk kitlesi de pek mesut oynasip duruyor. ama adama sorarlar, kardesim senin üzerine sulandirilmis dondurulmus fanta boca etsem öyle sebek sebek siritir misin? kirlenmiyor mu üstün basin, turuncu renge bürünmezsin misin? salak…

January 5, 2003

geçen gün vapurda disariyi seyrederken aklima geldi, acaba bogazdaki martilar günde kaç kez karsi yakaya gidip geliyorlar? hos bi görüntü oluyor, vapurlarla beraber giden simit pesinde kanat çirpan martilar… sanirim oldukça sik yapiyorlar bu gidis-gelisleri. çünkü daha hiç soyle topluca, etine dolgun bi marti gozume ilismedi. rahat olmamali hayatlari, devamli yiyecek pesinde…

December 22, 2002

ünlü bir sporcu olsaydim, ve yaptigim sporun bilgisayar oyunlari heryerde kapisilsaydi… bilgisayarciya gidip alsaydim ben de bi kopyasindan. otursaydim ekran basina, yüklemenin tamamlanmasini bekleseydim. sonra kendimi görseydim ekranin içinda, adimi okusaydim. üstüste basketler kaçirsaydim, penaltiyi auta yollasaydim… küfretseydim ben de kendime, ne kadar kazmayim diye. aslinda neden bekliyorum…

November 23, 2002

sanki kuslar hep gündüz ötermis gibi gelir bana, her ne hikmetse… belki de kulaklarim gündüz seslere açik, özellikle de disariya. bahcede yapraksiz kalmis agaca yuva yapmis bir kus ailesi. her gece yataga girdigimde, etrafin sessizligi içinde seslerini duyuyorum. enteresan geliyor, alismamisim. böyle bir seye alismamis olmama da sasiyorum. uyumaya hazirlanirken ninni gibi geliyor ötüsleri…

November 19, 2002

bazen dünyaya kedi, köpek disinda bi hayvan olarak gelsem ve herhangi bi hayvanat bahçesinde ikamet etmek zorunda kalsam ne kadar kötü hissederdim kendimi diye düsünürüm. bazen dar bazen genis olsa da neticede kafeslerde yasiyor olurdum. insanlar garip garip bakip, salak salak seyler söylüyor olurlardi… nasil dünyada türlü cins insanlari bi yerlere kapatip sergilemiyorsak, hayvanlara da böyle seyleri reva görmemeliyiz. hani maksat onlari korumaksa, önce kendimizi terbiye etmekten baslasak.

November 12, 2002

birkaç gündür gazetelerde okuyorum, yeni hükümet bütçe açiklari için o bilinen çözüm “bedelli askerlik”i uygulamasi düsünüyormus. oldukça haksiz buluyorum. eger ortada begeniriz ya da begenmeyiz(begenmeyenler sinifindayim) bir görev varsa, parali olup olmamak bir kriter kabul edilmemeli. “paran varsa yasa, harca hatta askerden bile kaytar.” zaten hayatin pek çok asamasinda esitsizliklerle karsilasirken, bi yenisini eklemenin belki ekonomiye yarari olabilir ama insanlar arasi iliskilere pek de faydasi olmaz diye düsünüyorum.