May 22, 2005

resmi olmasa da pratikte züper futbol ligimiz nihayet neticelendi. 5-10 haftadır ha oldu ha olacak resmi olmasa da pratikte züper futbol ligimiz nihayet neticelendi. 5-10 haftadır ha oldu ha olacak derken fener ancak sondan bir önceki maçta takabildi beline gümüş kemeri. klişe tabirle ezeli ve ebedi hasmı gs’yi yenerek. anlamlı. maçı izlemedim ama. evin yakınlarında nedense hiç bir digitürk sahibi mekan yok, “football free zone” buralar. potansiyel para kazanma mecrası, sermaye birikimi olanlara duyurulur.

neyse, daha evvel light bi fenerliyim demiştim; yeni bir sıfat daha bahşediyorum kendime “hisli”… tamam gs’yi yendik pek sevindik hatta bol bol da havai fişek yolladık gökyüzüne herkes bu çoşkuya şahit olsun diye. yalnız maçın başında ortasında ve sonunda atılan su ve bilimum meşrubat şişelerine ne gerek vardı? gladyatör arenası gibi. topçuların soyunma tünellerine girerkenki hallerine ne demeli? bazıları bunlara ayrıntı dese de, şeytan ayrıntıda gizlidir sözünü de nakşederim akabinde… hislendim bir anda; “içimizdeki ırlandalılık” damarım depreşti.

May 17, 2005

istanbul’da trafik kadar iğrenç bir şey var mıdır diye düşünüyorum da, sanırım hiçbirşey bu payeye mazhar olamaz; hatta yaklaşamaz bile. yaz kış ayrı dertleri var. saatler boş yere etrafındakilere abanarak geçer. istanbul ulaşımının tek vahası ise vapurlar… romantik takılıp martı-simit ikilisine değinmeyeyim. ama şehrin kaosundan sıyrılıp da şöyle 15-20 dakika denizin, güneşin ya da yağmurun tadını çıkarmak varken yakın gelecekte ido’nun ucube deniz otobüslerine mahkum kalacağımı düşündükçe üzülüyorum. neymiş efendim, bundan sonra kadıköy-eminönü 10 dakika olacakmış. 20 dakikada gitmekte ne vardıki? bu kadar acele, bu kadar zamana karşı yarışacak neyimiz var? herşeyin hızla, süreyle ve parayla ölçülmeye başlandığı zamanlar artık.

May 15, 2005

LES enteresan bir imtihan; öss gibi ama aslında epeyi farklı. sanırım eğlenceli olarak tanımlamak daha doğru. tabii bu hissin oluşumunda sınava girerken stresten arınmış olmanın da payı var. sayısal kısmındaki sorular herhangi bir gazetenin pazar günkü bulmaca eklerine benziyor. sabah erkenden kalkıp mutfak masasında bulmaca çözmeye başlamış gibi oldum soruları çözerken. bi tek sıcak bi çay ve terlikler eksik. rahatsız ve sallanan sıralar da cabası. ek$i’de yer alan bir benzetme de cuk oturuyor; “sorularını ateş böceği ercan’ın hazirladığı posta gazetesi bulmaca eki”..
daum’un ya da derwall’in maç sonrası demeçlerinden birini okuma parçası yapmışlar misal. havuz ve işçi problemlerini de görünce içim bir anda kıpırdanıverdi, eski bir tanıdığı yıllar sonra görmüşüm gibi. ösym’e bi e-posta atıp her imtihan zamanında sınavın bi kopyasından bana da göndermelerini isteyeceğim… son olarak, çatalhöyük’te insanlar evlerine kapı yapmazlarmış, çatıdan girerlermiş. genel kültür işte.

May 14, 2005

giderek daha fazla “light” bir fenerli oluyorum. ya da pek muteber bi tabir olan salt futbolseverliğe doğru ilerliyorum. taraftarlık hissiyatım son yıllarda hayli zayıfladı, aslında çok da kuvvetli değildi ya. mazide bir de takım değiştirme durumunun olduğunu düşünürsek. kimilerine göre kara bir leke, oysaki yanlış sapılmış yoldan dönüş diye de izah edilebilir pekala. (iyimserliğin beli kırılsın) galatasaray’dan yenen 5 gol nedense çok can sıkmadı, olasılıkla güzel bi oyun oynandığı ve sahada bol gol görülebildiği için. defans evlere şenlik olsa da hücumdur futbolu güzel yapan… tüm bu sebepler yüzünden keşke psv çıksaydı diyorum finale, katanaçyonun kralı milan’ın yerine.

May 2, 2005

çeşitli ingiltere gazeteleri ingiliz insancıklarına sormuşlar; “sizce nüfusun yüzde kaçı göçmenlerden oluşmaktadır?” deyu… önümdeki şekile göre (tam sayısı yazmıyor zira) gazete okurlarının ortalaması %21 imiş. hatta bu rakam daily star, the sun, daily mirror gibi gazete okurlarına göre %25′e ulaşıyor. evet, halbuki gerçek rakam yine önümdeki şekle göre %6 falan. enteresan. onlar da bizim gibi biraz paranoyaklar anlaşılan… kaynak; the economist.

gelecek sene olur da gidersem ingiltere’ye, böyle sokaklarda avare dolaşan kara saçlı kara gözlü birilerini görmekten pek de hazzetmeyen elemanların yanından teğet geçeceğim anlaşılan. teğet olsa daha iyi, işin kesişme ihtimali de var. halbuki sarışınlara hiç öyle kötü bakmıyoruz!