August 30, 2004

bu aralara işler hayli kesat; 2 hafta kadar daha dükkan kapalı kalacak

August 17, 2004

newsweek’in iki hafta önceki sayısında ekonomi ve nörolojinin birlikte ele alındığı (nöroekonomi adı veriliyor) güzel bir makale vardı. özetlemek gerekirse; normal şartlar altında insanların içerisinde paranın yer aldığı işlemlerde rasyonel olmaları beklenirken, yapılan araştırmalar ve deneyler neticesinde durumun umulduğumu gibi olmadığı ortaya çıkmış. insanlar karar verme safhasında duyguların ön plana çıktığı anlaşılmış.

aslında tüm bu araştırmalar, üzerinde 4 senedir düşünüdüğüm ve itiraz ettiğim bazı hususlarda beni destekler nitelikle.(hoşuma gittiğini itiraf etmem lazım) iktisat bölümünde heba ettiğim seneler boyunca devamlı “we assume that”‘lerle başlayan sayısız cümle zihnimize boca edildi. yine sayısız denklemler, grafikler, formüller vs. gördük. hepsi insanın rasyonel karar verdiği ve pek çok dış etkenin ihmal edildiği varsayımı ya da önkoşulu üzerine bina edilmişti. içerisinde insanın bulunduğu ve bizzat insanların organize ettiği herhangi bir sistemden duygusal hareketlerin göz ardı edilmesi bizi hangi noktaya kadar taşır? ya sonrası?

ilgili makalenin türkçe özeti için:
paranın da hisleri var

August 10, 2004

şu sıralar “kamusal alan” terimi etrafında epeyi bir curcuna koparıldı; bu alan tam olarak nereleri kapsar, eğer böyle bir alandan söz edilecek ise buraya kimler dahil olabilir, olamaz vs… hatta yök başkanı teziç, polisin kimlik kontrölü yapabileceği her yerin “kamusal alan” olacağı şeklinde beyanat bile vermiş.

hafiften dozajı kaçırmış sanki; çoğu polisin davranış kalıplarını göz önüne getirince bu tanım çerçevesinde kendi evim bile kamusal alan olabilir pekala.

“kamusal alan” tanımı bu şekilde sündürülmeye devam ederse yakın zamanda resmi plakalı arabalara binerken bile belli şekil şartlarına uymak gerekecek. haliyle biraz abartı oldu ama insan bu memlekette yaşadığı sürece abes pek çok şeyin gerçekleştiğini görebilir.

August 4, 2004

malum “fahrenheit 9/11″ m.moore’un son belgeseli; her zamanki gibi yapımın asıl hedefi, bush ve şurekasının amerika’nın ve dünyanın başına musallat ettiği ırak’ı “özgürleştirme” operasyonu…

belgeselin ilk yarısında moore’un son çıkan kitabı “ahbap memleketim nerede?”de de detaylı olarak ele alınan bin ladin ve bush ailesi arasındaki ta 70lere kadar uzanan ilişkiler ağı ön planda. bu açıdan ilk yarı kitabın görüntülü versiyonundan öteye geçememiş.
ikinci yarıda ise amerikan askerlerinin ırak’ta başlarından geçenleri “iliştirilmiş kameramanlar” sayesinde izliyoruz. garibim saf ve yoksul amerikan askerleri ıraklıların ne diye kendilerine saldırdıklarını anlamadıklarını, oysa kendilerinin onlara özgürlük ve demokrasi getirdiklerini safiyane bi şekilde anlatıyorlar.

belgeselin bilhassa ikinci yarısında görülen yaralı ve zaman zaman ölü asker ve ıraklı sivil görüntüleri, bir amerikalının da dediği gibi “savaşın” bir bilgisayar oyunu ya da hollywood aksiyon film seti olmadığını zihinlerimize nakşediyor.